Bugun...


ahmet duman

facebook-paylas
ÖZGÜN DÜŞÜNCENİN GARİPLİĞİ
Tarih: 24-04-2019 12:33:00 Güncelleme: 24-04-2019 12:33:00


Ünlü bir düşünür derki sana kendin hakkında dürüst tavsiyelerde bulunan iyi bir hakikat anlatıcısı senden nefret etmediği gibi seni de fazla aşırı sevmez der. Senin dürüstçe başkasının gözüyle en saydam şekilde nasıl göründüğünü bilmek aslında görünen taraf için bulunmaz bir nimet olduğu aşikârdır. O zaman doğal olarak aka ak karaya kara diyerek iletişim ve etkileşim içerisinde olmayı gerçekçi bir yapıya büründürürsek bireysel farklılıklarla oluşan bir topluluktan daha büyük bir uyumlu orkestra çıkacağı malumdur. Acaba bu söz üzerine ne gibi varsayımlarda bulunacağımızı şöyle birkaç cümleyle özetlemek gerekirse ilk akla gelen şey sanırım insanlar arasındaki ölçü ve de belli bir konumda ilişkilerin sürdürülmesi ilk akla gelen şeydir. Bir başka açıdan da bakacak olursak aşırı samimiyetin ya da ölçüsü kaçmış bir iletişim tarzında mutlaka aşırı güvenin neticesi beklenti dozaj düzeyi artırır. Bu tarz iletişim ve etkileşimde çita yükseldikçe hayal kırıklıkları mutlaka zamanın birinde bizi önü kapalı bir yola sürükleyip geriye doğru bir yol çizmek zorunda olacağımızı çok rahat kestirebiliriz demektir. Bu tür yaşam felsefesine sahip olan insanlar sürekli beklenti ve onaylanma ihtiyacı olan sıradan insan gruplarıdır. Fakat özgün yaşam tarzında bir hayat anlayışını ne yazık ki bir hayalî kayalıklarda sıkışmış kurtarılmayı bekleyen bir keçi yavrusu gibi gören topluluklarda ne yazık ki farklı yaşam tarzı ve farklı üretkenliklere sahip olan karakterlere gerekli tahammülde gösterilememektedir. Geniş zaman süreçlerinde özgün icatlar yapmış, özgün fikirler ortaya koyup otoriteye ve sisteme daha büyük pencereden bakabilen bu şahsına münhasır insanların tarih içindeki yaşam serüvenleri hep sıkıntılı olmuştur. Bu her şeye kafa sallamayan adamlar kitlelere toplumlara hatta tüm medeniyetlere ışık tutan etki altına alan ve yön veren ürünler ortaya koyan şahsiyetler olmuşlardır. Tüm tarihsel süreçleri göz önüne aldığımızda bu durumu ispat etmenin hiç te güç olmadığını çok rahat görebiliriz. Charlie çaplın, Salvador Dalı, Mozart, Michael Faucaolt, Dolstevski, Steve jops, hatta bizim yetiştirdiğimiz Mevlana, Abdürrahim Karakoç, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Nazım Hikmet… Gibi hiçbir görüş ve düşünce kalıbına önyargılarla yaklaşmadan aklımıza gelen daha yüzlerce kişiyi çok rahat sayabiliriz. Bu insanların kaygıları amaçları sadece kendilerini düşünmek olmuş olsaydı başkaları tarafından itilmeyi kakılmayı hiçbir zaman göze almazlardı diye düşünüyorum. Yetmişinde bile zeytin ağacı dikmenin gerekliliği sadece arkamızdan hayırla anılsın diye tek bir düşünce kalıbına sığmamak olduğunu hepimiz çok rahat kavrayabilirdik.

Bu yüzdendir ki; farklılıklar zenginlik farklı yaşamlar farklı fikirler farklı hayaller aslında her birimiz için birbirimizin şans olduğu anlamına da gelmez mi diye. Tabi bunun bizim toplumda gerçekçi olarak masaya yatırdığımızda sebebi baştan itibaren sistemli ve analitik düşünemeyen bireylerin oluşmasına sebep olan aile tabanlı yanlış eğitim ve yönlendirme ardından eğitim sisteminde belli kalıplarla sürü psikolojisine yatkın bireylerin yetişmek zorunda olması olduğunu çok rahat söyleyebiliriz, Biz ekip ruhu olmayı her şeye kafa sallayan itaat ve biat olarak anlıyoruz, belki de o yüzden bir elen maskımız yok sanırım.

Böyle olunca kim bilir özgün düşünce sahibi olma hususunda direnç gösteren bu insanlar bir yerde herkes birbirine benziyorsa oradan sessizce uzaklaşmanın çoktan zamanı gelmiştir cümlesini kurmuşlardır. Bu şahsiyetleri o ortama uyum sağlayamayan, düzeni bozan bir kişilik olarak etiketlemek çok sağlıklı bir bakış açısı değildir. Yaşadığı toplumun yararına olan bir üstün bakış açısı ise asla değildir. Bu sıkışmışlık içerisinde özgün düşünme ve üretme kapasitesine sahip insanların haleti ruh iyesinde ne sanata ne sinemaya ne düşünce üretmeye ne de kültür sanat, müzik felsefe yani üretkenlik gereken her bir gelişim alanına yönelmesi çok güç olsa gerekir diye düşünüyorum. Bu ortamda toplumsal gerçeklerin kuyunun dibinde

olduğunu avazı çıktığı kadar seslendirmek ancak ve ancak düşünürler şairler sanatçılar felsefeciler müzisyenler senaristler gibi her bir sanat alanına meyilli sağduyulu sorumluluk sahibi özgün insan profilleri tarafından dile getirilebilmiştir. Toplumda herkes bu sesi işitir fakat duymazdan gelinir. Bu gerçeklerin kuyuda kalmasından çıkar sağlayan o anın sözde gücü elinde bulunanları bu eziklerin kulaklarını günübirlik çıkarlar uğruna çok rahat tıkayıp gözlerini de çok rahat bağlayabilirler. Ne hikmetse bu gayri akli ve gayri ahlaki durumdan hiç kimse rahatsızlık duymamaktadır. Bu çarkın iyi işletildiği mekanizmaları oluşturabilen toplumlar kitleleri çok rahat sürükleyebilmişleridir. Ne yazık ki bizim toplumumuzda herhangi bir siyasi görüşü körü körüne savunmak bir parti mensubu olmak o topluluk içinde zarfa sadece mensubu olduğu görüşün mührünü basıyor olmak ona yeterli doyumu ve şükrü oluşturması pek dünya gerçeklerine uymayıp, aslında körü körüne savunulduğu düşüneninde uzun vadede sürdürülebilirliğine yeterli gelememektedir. Çünkü sürekli dönüşüm değişim ve baş döndürücü bir hızla birbiriyle yarışan medeniyetlerin yakalanması ve onlarla yarışabilmesi için çok anlamlı bir duruşu oluşturmamaktadır. Çünkü kalkınma ve büyümenin en önemli unsuru teknolojik gelişmeye yön verebilecek ihtiyaç ve beklentileri toplumsal gerçekler ve ihtiyaçların çok anlamlı irdelendiği mekanizmalar oluşturacaktır. Bu yüzden ütopyası sanatı felsefesi ve entelektüeli olmayan siyasi hareketler ruhsuz bir bedene benzer. Bu geçerliliği ve sürdürülebilirliği güncel gerçeklerden yoksun ortamlarda ne yazık ki toplumun jargon ve hamaset boyutunda güdülenebilmesi belirli kapasiteyi aşamamasına neden olmuştur. Bu sis bulutu oluşturup aşılması gereken dağların bir anlamda görünmemesini sağlamıştır. Bu kronik duruma biraz daha büyük pencereden bakıldığında ne yazık ki 21.yüzyıl gerçekleriyle çok fazla uyuşmamaktadır. Sürekli aynı kalıpların aynı popülist ucuz cümlelerin kuruluyor olmasından kitlelerin hoşnut olması peynir ekmek gibi gitmesi ne tuhaf bir ironidir. Ne demiş büyük ilim ve din gezgini Hazreti Mevlana. Hem de ta 1200 lü yıllarda; Her gün bir yerden bir yere göçmek ne iyi Her gün bir yere konmak ne güzel Bulunmadan donmadan akmak ne hoş, Dünle beraber gitti cancığımız, Ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.



Bu yazı 1193 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI