Bugun...


Osman Baş

facebook-paylas
AKŞAMIN SERİNLİĞİNDE…
Tarih: 03-10-2019 11:09:00 Güncelleme: 03-10-2019 11:09:00


Sahi insanlık kimde kalmalı. Yeri yurdu nerde olmalı.” Kime dayanmalı, kimden yardım istemeli, nereye yuva kurmalı ki kimseye diyet borcu olmadan görevini yapabilsin.
            “Neden insanlık hep bende kalıyor.” Sorusuna muhatap olmamak için tüm değerlendirmelerin üzerinde, özgür, sağlıklı, ihtiyaçsız, bilge,  yerli ve mili hatta manevi bilgi duygularının eksiksiz olması gerek.
            “Kalacak kimsesi yok mu?” sorusuna kimsesi olsun. Ama kimsede kalmasın. Kendine has yeri yurdu, eşi, dostu, arkadaşları ve akrabaları olsun.
            İnsan, hayatının ilk ağladığı saniyelerden son ağlattığı ana kadar yaşadıkları, gördükleri, dokundukları, hissettikleri, öğrendikleri, hayalleri ile yaşamaktadır.
            Aynaların dahi göremediği yüzün, yüzde yüz kendine ait olarak beslediği, büyüttüğü ve kimseyle paylaşmadığı, kendine dahi söylemekten imtina ettiği hüzünler, gözyaşları, gülümseyiş, huzur ve mutlulukları kendi ile birlikte var olmaya devam eder. Edenler, vakti saati geldiğinde birer birer olması gerekli yerlere giderler. Uzaklar yakın olmaz. Hasretler bitmez.
Canlı ve cansız bütün âlemin sahibinin bilgisi olmadan yaprak uçamaz, rüzgâr esemez, bulutlar yağmur veremez, insan nefes alamaz, hayat ne ola ki der dünyalık akıntıyla baş başa kaldığınızda yolu göremezsiniz. Gördüğümüz kendi eksenimiz etrafında sınırlı önlerimiz ve ötelerdir.
            Ötelerin ötesi acıdır. Ağıttır. Ulaşılmazdır. Gidenlerin dönüşü yoktur. Neyi getirecek. Nereye gelecek. Tekrarı ve telafisi olmayan unutulmazlar bir tarafımızda var olarak nefes alışlarımız sahibine ulaşıncaya kadar sürmektedir. Sevgiyi ömürle birleştirdiğinizde görecek günlerin varlığında uzun ince bir yolda yürüyüşün geriye bıraktığı ile işte ben hep buradayım diyebilmek çok önemlidir.
            Büyüdükçe küçülmüş cümlesinden ders alma ihtiyacını hissettiğimiz de bunu gerçekleştirebiliriz.
 Huzur,  hayatımızdan hiç eksik olmasın isteriz. Dünya hayatındaki huzur öyle birkaç kelime ile anlatılan, yazılacak cinsten değil elbet. Var oluşumuzdaki bütün hücrelerin, kasların ve dolaşımın bütünleşmesi gülümseyen yüzümüze yansımalıdır.
            Huzurlu olmak ne kadar enerji ve sağlıklı ise, huzur vermekte bir o kadardır. Hatta huzur vermek ve huzur almakta karşılıklı katkıların birlikteliğe attığı adımdır.
            Biliyorum, akşamın serinliği yıldız yıldız tenimde gezinti yapıyorken, irili ufaklı bütün anılarım hayatın tahlilini yeniden yaptırıyor. Akışın, hız sistemi değişiyor da üzerine kan pıhtılaşıyor, yaz ortasında lapa lapa kar yağdığını hissediyor, Temmuz’dan başlayıp, Ağustos’u atlayarak Eylül’e ulaşıyorsunuz. Titreyişin sonundaki kalp hareketliliğine spazm diyor doktorlar.
            Adım adım krize gidiyorsun. Damarlar ha tıkandı ha tıkanacak. Basamak basamak inişe geçiş başlamıştır. Badallar bitmiyor. Dua vaktindesiniz, sahibimize dua etmek ne güzel.
            Eylül aylarında hüzünlü anlarım çoğalıyor. Gençlik yıllarımın Eylül’ü… Gençliğimi, ideallerimi, sevgimi ve dahi hayatımın tamamını değiştirenler, elimden alanlar, hiç aklımdan çıkmadılar. Tükenişe, bitişe, uykuya, ölüme, var olanı kaybetmeye, ses vermeyenlerin elimden kayıp gidişine aynı ayda ve günlerde gerçekleşmesi hüzünlendiriyor.
            Yazıyorum üzülüyorum, yazmıyor hıçkırıyorum.
            Duruşum kaderle daima barışık olmuştur. Asil duruş, dik bakış, gülüşüp hep bahar olması, yeniden doğuşun, rahatlığıyla yaz’a emin adımlarla ulaşıyor olmak.
            At binmek, dörtnala doludizgin saatlerce bozkırın tozuna dumana katmak. Yay gerip ok atmak, boy boylayıp, soy soylamak.  Hayatımın yarısından çoğunu terkime alacağım balam için güneşe sefere çıktım. Dört mevsim gece gündüz yol aldım. Alın terimi harcadım. Niyetle, dilekle, dua ile alın yazının gizemli ağırlığını taşımak dahi toprağın serinliğini unutturmuyor.
            Bu nedenle; bütün halleri kendinde saklayan aynaların güvenirliğine katılıyorum. Hiç renk vermez, yorum yapmaz, gülmez, ağlamaz. Soyut ve durudur. Sınırsız sohbet edebilir, dertlerinizi paylaşabilir, konuşabilir, jest ve mimiklerinizle mini bir gösteri yapabilirsiniz. İkinizin arasında kalacaktır.
Bazen, yapılan bir çalışmayı disipline ederek okuyucular ile paylaşmak adına yazmaya çalıştığınızda kontrolü kaybediyorsunuz. Kelimeler kayboluyor, eliniz de avucunuzda kalan birkaç hece ve harf ile anlatmaya çalıştıklarınızın ara sokaklarında kendiniz de kayboluyorsunuz.
Dalga dalga akan suyun çağlayanlaştığı bölümlerde köpükler kıyıya yanaşıyor. Ellerini uzatıyorsun değen her noktan mini baloncuklar oluyor. Akıyor, akıyor, akıyor… 
Gün geliyor deniz oluyorsun Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de, Hazar’da. Çektiğin her nefeste muştu almış, övgü almış bir milletin avladı olmanın haklı gururunu yaşıyorsun.
 
Osman BAŞ


Bu yazı 287 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI