Bugun...


Osman Baş

facebook-paylas
ÜŞÜYORUM…
Tarih: 28-03-2019 15:10:00 Güncelleme: 28-03-2019 15:10:00



 

Yıllar önceydi. Çocukluktan, gençliğe adım atmak üzere olduğum yıllar. Kış akşamlarında üşürdüm. Kar çok yağardı. Don tutmuş sular üzerinde düşerdik. Bazen Kelkit ırmağı üzerinde buz tutmuş kaygan yüzeye kendimizi bırakır kayardık. Akşamları arkası kızarmış sobaların etrafına üşüşür, minder üzerinde uyuya kalırdık.

            Yıllar sonra atmış yaşına günler kala yine üşüyorum. Esen yelde, yağan karda, ıslandığım yağmurda üşüyorum. Titriyorum. Aralıklarla kalp ritmim değişiyor. Kısa süreli yürüyüşlerde yoruluyorum.

            İstiyorum ki, yürüyüşüm de güneş benimle birlikte olsun. Yüzüm aydınlık, ışık ve ısıya yakın olduğunda ısınayım. Temizlendiğimi, hafiflediğimi, bir yorgunluk kahvesi sonrası huzura ulaşmam kolaylaşsın.

            Şubat ayının son günlerini yaşadığımız bugünler halen soğuk ve kış mevsiminin bütün oluşumu halen devam ediyor. Soğukla arası olmayan ben, bahçede çalışıyorum. Yeni yaptırılan evin içerde ve dışardaki son bakımlarını yapıyoruz. Henüz soba kurmadık. İçeride ve dışardaki ısı farkı aynı. Vücudumun ısı ihtiyacını gideremiyor, hücrelerimde ve yüzeyde hareket halindeki soğuğu kontrol edemiyorum.

            Bahar dağların ötesinde… Dağlar halen kar altında. Ellerimi uzatsam, gözlerimi kapatıp, haftanın yedi gününe kilitlensem, mesai ile tatil gününü birbirine ekleyip Cuma, Cumartesi birlikteliğinde dahi uzaklara ulaşamam.

            Mart, Nisan, Mayıs ayları önümde, bahar çok yakın.  Lakin havalar soğuk.  Gökyüzü bulutlara teslim bazen gri, bazen turkuaz oluyor. Güneş aralıklarla görülse de çok uzaklardan gelip gidiyor. Yağmur damlaları selam verip uzaklaşıyor. Otomobil camına yağmur damlaları dökülüyor. Hal hatır dahi sormadan belli belirsiz rüzgâr alıp götürüyor. Arabalar, insanlar, hayatın canlı haline nefes alıp, yönlendirme yaparken ellerim boşlukta kalıyor. Gözlerimi kapatıyorum. Sobe yapma şansım yok. Koşmak, at binmek, uçmak şansım yok. Hayata gülümsemek için, ısınmak için, kendi seyrinde bitime doğru ilerleyen ömrü durdurmak mümkün değil.

            Türkü formatında şarkılar gibi… Tarumar olmuş saçların kendiliğinden savruluşundaki gizemle buluşması gibi. Seven ve sevilen devlerin aşkıyla, titreyen sessizliğin çığlık çığlığa pencereden dışarıya akışını izlesin zaman. İzlesin ki kaybolmasın. Şömineli, dayalı döşeli deniz manzaralı köşklerin içinde ve dışında kendini unutmasın. Kaybolmasın.

            Avuçlarıma aldığım toprak, öylesine yumuşak, öylesine dost ve güven veriyor ki, tüm olumsuzlukları silip atıyor. Yeryüzü canlılığında sevda yüklü ağıtların, inleyen sazların, tel kalınlığı ritminde hasret ve hüzün kalbi teslim alıyor.

            Ay ve yıldızlar… Geceye renk ve desen veren her şey yeryüzünde bin bir renk ve desen olup açan gül ve çiçeklerle şafağa yolculuğa çıkmanın mutluluğunu birlikte yaşıyorken, Leyla ile mecnun, Ferhat ile Şirin oluyor.  Adım adım vuslata ulaşıyor zaman. Yeni gün geliyor. Güneş güne merhaba demek için sabırsızlanıyor.

            İnsan üşümeye görsün. Eli, gözü, kulağı, burnu, dili ile birlikte,  güneşte, bulutta, gündüzde, gecede üşümekten kendini alamıyor.

            Üşüyen hücrelerin ve kasların titreşiminde gözyaşları yağmur olup boşalırcasına, seller gibi ayak parmaklarından toprağa aktığı anların duygu yoğunluğunu yaşıyor.

Bilirim,  ağlamak kurtuluştur. Rahatlayıştır.

            Ne zaman günü geceye ekleyip mevsimlerle konuşmaya başlasam üşüyorum. Toprak oluyor elimde avucumda ne varsa. Döşümde kara bir taşa dönüşüp bastıkça acıyor, inliyor, sancı veriyor. 

            Tutkularımın ayak sesleri Kelkit kıyısından geliyor. Kâh dalga oluyor, kâh rüzgâra eşlik ediyor, kâh bulutlara karşı geliyor, kâh yağmura aldırmıyor.

            Bir kahve içimi zamanım var. Kelkit’e ayırıyorum. Onca yıllık dostumla halleşmem, vedalaşmam, helalleşmem gerek.

            Bilsem ki dua vaktim vuslatım olacaktır. Ufku engin, gönlü zengin, sevdası bereketli, gönül bahçesinde güller ve meyve kardeşliği, bahar kokusu, tüm haşmetiyle önümde.

Baharı görüyorum. Az ötede…

            Ruhumun sessizliğinden kışı çıkarıyorum. Cemreler peş peşe düşüyor.

 

            Osman BAŞ

            28.02.2019/ Tepekışla Köyü /Erbaa



Bu yazı 1881 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI