Bugun...


Osman Baş

facebook-paylas
DEDE BABAM
Tarih: 15-04-2019 17:32:00 Güncelleme: 15-04-2019 17:32:00



 

DEDE BABAM

Hayatın bütün evrelerinde mutlu yaşamak isteyen bir insan ne yapmalıdır. Nasıl yaşamalıdır. Alanla ilgili soruları çoğaltabiliriz. Hedefe ulaşıp huzura kavuşma ihtirasıyla program ve projelere takılmadan kendini disipline etmiş bir olgunluğun hesabı ve kitabını iyi yapmış olması gerekmektedir.

Olgunluk da hayatın disipline edilmiş hali diyebilir miyiz? Çocukluğumda ve gençliğimin ilk yıllarında “dede babam” da söz konusu olan olgunluğu gördüm. Hakikat denilen doğruların günlük hayattın her anında var olduğu ve kabul gördüğü yıllardı. Yanlışa, yalana, eksiğe, sertliğe asla müsaade edilmeyen ailenin içinde büyümenin rahatlığı ile yazıyorum.

Olduğumuz gibi, doğal ve düz adamdı dede babam. Tüm fertleri ile yokluk ve yoksulluk görmeyen, bir aile hayatının daim olması için çalışıyordu.

Olmak istediği uçuk hayalleri ve hedefi yoktu. Ataerkil bir aile içinde gelenekten gelen bir düzen vardı. Kimse düzeni değiştirmeye çalışmazdı. Herkes günlük, aylık ve yıllık yapacağı iş ve işlemleri biliyor, sorumluluklarını eksiksiz yerine getiriyordu.

Kendi içinde var olan tüm iradenin kontrol edildiği, karşılığı olmayan emirlerin olmadığı, yapıcı ve olumlu esintilerin hâkim olduğu bir ocaktı. Dede babam dâhil gülümseyen insanların bütünleştiği, nene anam, evlatları, gelinleri, torunları ve dünyalık işler. Örnek bir ailenin anlatımını büyük bir zevk ile yazıyorum.

Yakmayan, yanmayan, yıkmayan, dökmeyen, dökülmeyen kendi içinde med ve ceziri olmayan, bakımlı ve düzenli bir mekanizmanın var olduğu hayatın kendisi.

Çocukluğuma dair hatırladığım bir sonbahar mevsiminin ortalarında tüm aile evdeyiz. Üç sofra halinde akşam yemeğimizi yemişiz. Erkekler, kızlar ve gelinler, çocuklar için olmak üzere üç sofra kuruluyor. Yemekten sonra herkes yerine oturuyor. Dede babam ocak başında, sigara olarak içmek üzere ince kıyılmış tütünü tava içinde, ateş üstün de tavlıyor. İçmek üzere sarıyor. Dört erkek kardeş makat dediğimiz, pencere önünde minder ve kalın yastıkların olduğu yerde yaş sırasına göre oturuyor. Nene anam çay demliyor, dedemin varsa isteklerini yerini getiriyor. Gelinler çay ikramı için bardak, şeker, taze pişirilmiş, cevizli, afyonlu börek vb. hazırlığında, çocuklar kapı kısmındalar. Uykusu gelen yatağına götürülüyor.

Dede babam sonbahar mevsiminde aile içinde iş bölümü yapıyor. En küçük amcam Suat, Erbaa’ da ortaokulda okuyor. Sermet amcam koyun ve keçilerin her türlü bakımından sorumlu. Arazi ve şehir işleri İbrahim babamın sorumluğuna veriliyor. En büyük amcam Ali biraz problemli olduğu için büyük baş hayvanların bakımı veriliyor, kimsenin işine de karışmamasını her yıl olduğu gibi yeniden hatırlatılıyor. Kızlara ve gelinlere kaç dönüm tüttün, pancar, karpuz, kavun, sebze dikmek istedikleri soruluyor. Herkes rahat ve aklından geçeni söyleyebildiği ortamı yaşıyor. Yıllık iş bölümü ve planlama tüm ailenin katkı ve katılımı ile gerçekleşiyor. Bu anlatılanlar aile içi mutluluğu destekliyor.

Türk töresinde ailede kadının yeri önemlidir. Son sözleri, Hacer annem söylüyor. Gül hanımannem konuşmaz kararları başıyla onaylar. Dede babam iki evlidir.

Ben öğretmen okulu öğrencisiyim. Annem olmadığı için ailenin dokuzuncu çocuğu olarak büyüyorum.

Ekonomik problemimiz yok. Doğal yiyecekler. Et, süt, yoğurt, sebze ve meyve, aşlık, bulgur aklımıza gelen, mutfağımızda bulunan her türlü gıda aile tarafından üretiliyor. Yörede bulunmayan ve yetiştirilmeyen birkaç kalem mevsime göre pazardan alınıyor.

Yetmişli yılların başlarındayız. Yaklaşık yüz elli koyun, atmış keçi, iki çift öküz, iki manda, üç inek, bir eşek, bir at var.

Bugün çok daha iyi şartlarda, bakımlı, maaşlı ve rahat yaşıyoruz. Şehirde yaşadığımız için her şeyi marketlerden çok az bir kısmını da pazarlardan alıyoruz. Köyde yaşayanlar da bizden çok farklı değiller. Ekmiyor, dikmiyor, sulamıyor, güneşte yanmıyor, terlemiyor, üşümüyor, yorulmuyorlar. Hemen hepsi emekli, her eve az ya da çok maaş giriyor.

Hani milli ve yerli olmak var ya… Ben bu cümleyi önemsiyor ve seviyorum. Lakin bu cümleyi yerine oturtmak için üretmek gerek. Üreten toplum için bir yerden başlamak. Düşünen, araştıran, okuyan, üreten toplumu oluşturmak için çok çalışmalıyız.

Kendi, kendimiz olmalı, biz bize yetmeliyiz. Ne düşünsek, ne yapsak, ne söylesek kendimiz olmalıyız. Olgunlaşmak, ayrıntıların içinde boğulmak değil, çağın en önünde dünyayı yöneten birkaç lider ülke arasındaki yerimizi almamız gerek.

İnsanın kendisine yetmesi, duygularında, düşüncesinde, okumasında, yazmasında günlük hayatında kendi olması önemlidir.

Hayatın kendisiyle barışık olmak, tahammül sınırlarını bilmek, bilmek ve düşünmek, sağlıklı, huzura ve mutluluğa yürüyor olmak.

Dinlemek de olgunluğun var oluşunda önemli katmalardandır.

Olgunluk, bilgelikle veya bilgi ile bütünleşirse doğru yerde ve zamanda olmanın tadı, lezzeti hayatı güzelleştirecektir. İnsanın gönülde, sevgide, duyguda kendisi olmak, hamlıktan, olgunluğa buradan pişmeye uzanan sürecin her aşaması mutluluğun ayak sesleri olsun.

“Kendin bilmek” öze ve söze katkı sağlayacağını destekleyenlerdenim. İnsan kendini bilmeli ki sağlıklı ve başarılı hayata ulaşsın.

Bilinir ki hiçbir şey kendiliğinden yerine ulaşamaz. İlk nefesten son nefese kadar mücadele ile gecen yılları vakti geldiğinde disipline etmek gerek.

Dede Babam ve nene anam vefat ettikten sonra dört yanım boş kaldı. Dağlar yok oldu yaşadığım diyarda. Meyve bahçeleri meyvesiz, toprak susuz kaldı. Sular yön değiştirip çeşmeler kurudu. 

 

Bir serçe muhabbetiyle seherde,

 

Serinliği, dua vaktim, elimde,

 

Şükür, huzur ve mutluluk dilimde,

Boy verirdi vadisinde yiğitler.

 



Bu yazı 1993 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI