izmit escort | escort izmit | escort bayan izmit | izmit escort bayan

bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort escort bayan istanbul escort escort istanbul şişli escort bayan beylikdüzü escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort diyarbakır escort sakarya escort

porno izle porno porn izle türkçe porno türbanlı porno
Bugun...


Osman Baş

facebook-paylas
YİNE ÖLÜM…
Tarih: 24-12-2019 10:41:00 Güncelleme: 24-12-2019 10:41:00


                Ölümün yüzü soğuktur. Hüzün verir. Acı, gözyaşı oturur. Sevdiklerinin arasından ayrılıp ebedi âleme gidenlerin ardından, bir daha görüşmeme gerçeğinden arta kalan izler bırakır. Ölüme dair, sohbet, anı ve görülenlerin anlatımı pek tercih edilmez.

            Ölüm her canlının tadacağı bir gerçektir. Ayette de olduğu gibi; “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır.”

            Sonuçtur. Yok oluştur. İnsan dünyaya gelirken, ömrün kum saati son saniyeye kadar çalışır. Vücut yıpranır. Yaşlanır.

            Unutulmak mıdır? Ruhun bedenden ayrılması mıdır? Yeniden doğmak mıdır? Sorular,  sorular, sorular…

            Ölümle ilgili aralıklarla yazıyorum. Önden gidenleri, unutamadıklarımı, hatırladığımda ve dahi yaşanılanları andığımda sessizce gözyaşı döktüğüm, sınırlı kelimelerle duygu yüklendiğim anları okuyucularımla paylaşıyorum. Tanımlara takılmadan, var olanlarla yoluma devam ediyorum.

            İlkokul yıllarımda annemin öldüğünü öğrendiğimde nasıl olduğumu, olumlu ve olumsuz ne gibi tepki verdiğimi hatırlamıyorum.  Rutin mi,  olağan bir şey mi hiçbir şey aklımda kalmamıştır.

            Yaklaşık otuz nüfuslu bir aileydik. Mehmet Dedem hepimizin babası, Hacer nenem hepimizin annesiydi. Babam ve amcalarıma ağabey, halalarıma abla diyorum.

            En büyük ağabeyim (amcam) Ali evli. Sonra İbrahim ağabeyim (babam) evlendi. Düğününü çok iyi hatırlıyorum. Çocuklarla oyunlara karışmış, mermi boş kovanı kapanlar arasında yerimi almıştım. Köprübaşında, dışarı köyden gelen gelin arabasının önünde damat vekilinden harçlık almak ve oynamayı bekleyen çocukların arasında bende vardım.

            İki şehit çocuğunun birlikte aldıkları karar, Mehmet babamın ve Hacer annemim dokuzuncu çocukları olarak büyüyorum.   

Hiçbir şeyden korkmuyor, kendimi asla yalnız hissetmiyorum. Lise yıllarımda babamı öğreniyorum. Etkilenmiyorum. Çünkü Sivas, Yıldızeli Pamukpınar öğretmen okulunda yatılı okuyorum. Yaz tatilleri beni mutlu ediyor. Meyve bahçesi bekliyor, hayvanları otlatıyorum.

            Uzun yıllar ölüm yaşamıyoruz. Tokat Milli Eğitim Müdürlüğünde İlköğretim Müfettişi olarak görevli iken sırasıyla Hacer annem, Mehmet babamla ölümü yaşıyorum. Ölmek nedir, aile büyüklerinin ebediyen aramızdan ayrılmasının acısını tadıyorum. Sonra Gül Hanım Nenem (Mehmet babamın ikinci eşi) aramızdan ayrılıyor.

            Yaşadıklarımı yazılarıma da alıyorum. Edebiyat alanında ölüm ve ötesinin üzerimde var oluşunu yaşıyorum. Elbette, tıp alanında, bilimde, dinimizde ve edebiyatta ölüm farklı anlam ve tanımla ifade edilmektedir.

            Hayat boyu istenilen bir amaç mı, kavuşmak mı, hiç mi, kurtulmak mı, bayram mı, vuslat mı? Sessiz gemi şiirinin mısraları arasında bir bilinmez yolculuk mudur?

            1998 yılında aileye Delitay katılıyor. Güneşe sefere çıktığım, deniz aşırı yolculukları yaşadığım, gökyüzünde bulutların üzerinde uçtuğum yıllar. Dünya hayatımın dört mevsim yedi iklim gülümsediği, akşamın sabaha eklendiği, şafağında yeni gün huzur ve bereketiyle var oluşun selamlayışıyla bismillah aşkına ulaştığım yıllar.

            Yine ölüm… Cennetin yerini cehenneme bıraktığı yıllar…2007 yılında  26 yıl birlikte yaşadığım eşimi bir yıl süren kanser tedavisi sonucu haziran ayında ebedi hayata yolcu ediyorum. O bir kez ölüyor ben kaç kez öldüğümü hatırlamıyorum. Elinden tuttuğum, teslim olduğum, can dediğim, bir olduğumuzu sandığım diller tarafından her gece ok atışına tabii tutulduğum unutulmaz yıllar. Gecenin önünde ve öteki yarısında yaşanan ve yağmur ıslanışına teslim olmuş, şafağı bekleyen saniyeler…

            Ötesi; rüzgâr, fırtına, dolu, tipi, hortum, tusunami velhasıl aklımıza gelen ne kadar afat ve talan varsa hepsi bozkırın yalnız adamına sefere çıkmış. Ağıt ve kin makamında ne kadar şarkı varsa dillerden kulaklarıma aktığı dakikalar, saatler ve geceler…

            Sonra devam ediyor, 24 Kasım 2011 tarihinde uzun süre Tokat Devlet Hastanesinde tedavi gören babamı kaybediyorum.

            Ölümlerde kendinizle birliktesiniz. Kendi hissettikleriniz, yaşadıklarınız sadece size özeldir. Bu durum her insanda farklı farklı olabilir. Aynı acıyı, kardeşler, akrabalar ve çevre özel yaşamaktadır.            

            Tabii, insan olmanın var olan değerleri, şefkat, yardım, acı, sevmek, âşık olmak,  kollamak, vicdan, merhamet gibi birçok olguyu oluşturur. Bu olgu insanı canlılar arasında farklı kılar.

            İnsanın yas tutma özelliği de ölüm gerçeği de vardır.

Eğitimiz boyunca okullarımızda ve ailelerimiz de hatta birlikte yaşadığımız toplumumuzda ölüme saygı duymak, ölenlerin ardından iyi şeyler söylemek, onu hayırla anmak, geride kalanlarına yardımcı olmak, destek olmak, dua göndermek öğretildi.

Kadere iman edenlerden olmak nasiptir bize.

Hayatımın her anında ölümü daima görenlerden, dokunanlardan, hissedenlerdenim. Çoğu zaman yüreğimi kilitleyip, duygularımı kendimle zincire vurduğum acılardır. Öylesine sızlatır, yakar, kavurur ki vücudun birçok organı o ana isyan eder de tepki verir. Ta ki gözyaşları ile tenin ıslanıp rahatladığı ana kadar.

İnsan, taşıdığı canı teslim etmeden de ölür. İşte atmış yıllık ömrüm boyunca kaç defa ölmüşüm, kaç kez dirilmişim, yaşadıklarım ve yaşayacaklarım nedir bilirim.

Yaşadığım falan yoktur. Sadece ölmezden gelirim. Görmezden gelirim. Bilmezden gelirim. İnsan odur ki özlediğini, bulacağı yeri bilir. Bilir de yalnızlığında, karanlığında, yeni güne uzanır, güneşe gülümser, vuslat anına ulaşır.

Yakınlarım tek tek toprağa düşüyor. Ebedi âleme bir daha görünmemek üzere yolcu ediliyor. Ben uzaklardayım… Ben yabanım… Ben el olmuşum… Bütün vücudumla duadayım, namazdayım, musalladayım, topraktayım, Yasinlerle yüreğimdeki yangın bütün damarlarımda ve hücrelerimde dolaşıyor.

Yakıyor, yakıyor, yakıyor… 

Vallahi ben yanıyorum.

            Kim bilir her saniye ölüyorum…

 

08.02.2019

Osman BAŞ



Bu yazı 1627 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI