Bugun...


tekinözgül

facebook-paylas
EN BÜYÜK DÜŞMANIMIZ ÖNYARGILARIMIZ
Tarih: 14-03-2019 15:22:00 Güncelleme: 14-03-2019 15:22:00


Ülkemizde sosyal ve psikolojik gündemin mahalli idareler seçimi olduğu aşikârdır. Lakin ben bu konuya girmek istemiyorum. Bırakalım o konuda söylenecekleri siyasetçiler söylesinler. Ülkenin siyasi gündeminden çok insanları yalnızlaştıran, ötekileştiren, birlik ve beraberliğimizi bozan en önemli hastalığımızdan önyargılardan bahsetmek istiyorum. Çünkü çağımızın en yaygın hastalıklarından birisi de önyargı hastalığıdır. Önyargılarımız bizi bazen telafisi olunamaz zorluklara da sokmaktadır. Sahip olduğumuz dünya görüşlerimiz yani siyasi ve sendikal düşüncelerimiz önyargılarımızı besleyen en önemli unsurlardır. Öyleyse nedir önyargı?  Önyargı, kişi ya da olayla ilgili bilgi ve kanıt olmadan peşin bir karara varmış olma durumudur. Önyargı, insanların düşüncesizliğine bir kılıftır. Önyargılar kişinin, topluluğun ve nesnenin karşısında olmak ya da yanında olmak biçiminde ortaya çıkabilir; ama genellikle olumsuz; karşı olmak şeklindedir. Davranışa dönüşen önyargılar toplumsal iletişimi olmazlara ve olumsuzluğa sürükler. Önyargı, haklı gerekçesi olmadan taraf tutma biçimidir. Önyargı hastalığı aslında günümüze has bir durum da değildir. Önyargılar dün de vardı. Bu gün de var, mutlaka yarın da olacaktır.  Çünkü önyargı insanın egosu ile alakalı bir durumdur. Aslında önyargı meselesi eğitim düzeyi ile de doğrudan alakalı bir durum değildir. Çok eğitimli insanların da hatta eğitim düzeyi düşük insanların da olaylar ve kişiler karşısında önyargılı olduklarına şahit olmaktayız. O kadar ileri boyutta ki siyasette önyargılıyız, eğitimde önyargılıyız, sağlıkta önyargılıyız, hatta dini konularda bile önyargılıyız.

       

Başka söze ne hacet türünden güzel örneklerle konumuzu netleştirelim:

Bir zamanlar dört oğlu olan bir bilge kişi varmış. Çocuklarına önyargılı olmamalarını öğretmek için bir uygulama arzulamış. Her birini ayrı zamanlarda uzak bir yerde bulunan ağacın yanına göndermiş. Dönüşlerinde kendisini bilgilendirmelerini istemiş. İlk giden oğlu kışın, ikinci oğlu ilkbaharda, üçüncü oğlu yazın, dördüncü oğlu sonbaharda gitmiş. Sonra bir gün hepsini bir araya toplamış ve ne gördüklerini sormuş. İlk giden oğlu ağacın çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söylemiş. İkinci oğlu, “Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı” demiş. Üçüncü oğlu ; “Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki, daha önce hiç böyle bir güzellik görmemiştim” demiş. Dördüncü oğlu, kardeşlerinin yanlış bilgilendirdiğini ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat taşıyor olduğunu iddia etmiş.

Bilge baba, hepsinin bilgilendirmelerinin yanlış olmadığını söylemiş ve şu açıklamayı onlarla paylaşmış: “ Her biriniz farklı mevsimlerde bu ağacı görmeye gittiniz. Gördüğünüz ağacı bir mevsim tanıdıktan sonra karara vardınız; yeterli bilgi sahibi olamadan vardığınız sonuçlara önyargı denir ki, birliğinize ve beraberliğinize zararı büyüktür…

Küçük kız elinde iki elma tutuyormuş. Annesi yanına gelmiş, yumuşak ses tonuyla kızına gülümseyerek; “Hayatım, elmalarından bir tanesini bana verir misin?” demiş. Küçük kız bir an annesine bakmış ve hemen hızlıca elmalardan birini ısırmış. Hemen ardından da diğerini…                

 

Anne her ne kadar gülümsemeye çalışsa da; kızının hayal kırıklığı yaratan egoist bir davranışta bulunduğuna hükmetmiş. Tam bu konuda kızına açıklamaya hazırlanırken; küçük kız ısırdığı iki elmadan birisini annesine uzatmış ve tatlı bir gülümsemeyle;

“      Anneciğim, bu elma daha tatlı, sen bunu ye.” demiş…

 

Uzaklarda bir köyde hamile iken kocası ölmüş olan bir kadın, yalnızlıktan bir hayli sıkılmış… Bu arada dağda yaralı bir gelinciği – yalnızlığa bir çare olur düşüncesiyle- evine getirmiş, yaralarını tedavi ettikten sonra da beslemeye başlamış.

Gelincik evcil bir hayvan olamasa da, kadının iyiliği karşısında uysallaşmış ve kadının yanından bir an bile ayrılmamış. Birkaç ay sonra çocuğu dünyaya gelmiş. Haliyle tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır.

Günler aylar derken bir gün, birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve çocuğunu yalnız bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Anne eve döndüğü zaman ürpertici bir manzarayla karşılaşır: Gelinciğin ağzı kanlıdır. Çocuğunu ısırdığı ya da en korkuncu öldürdüğünü düşünerek gelinciği oracıkta öldürür. Tam o sırada bebeğin ağlama sesi duyulur. Hızla odaya yöneldiği zaman gördüğü manzara daha da düşündürücüdür: Bebek beşiğindedir ve beşiğin hemen yanında parçalanmış bir yılan görür!...

 

Önyargının ne olduğunu bu güzel örneklerle açıkladıktan sonra Einstein’ın şu güzel tespitiyle konumuzu sonlandıralım: “İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor…” Evet, önyargı birlik ve beraberliğin, kardeşlik ve barışın önündeki en büyük engeldir. Önyargılarımızla toz olan hayatları bir de duman etmeyelim. Birbirimizi anlamaya çalışalım, yardım edelim, dinlemeye çalışalım; ama asla yargılamayalım. İnsanların içindeki savaşları, acıları ve yangınları bilemeyiz. İnsanların geçtiği yolu bilmeden, yolunu ve gidişini kınamayalım. Önyargısız mutlu yarınlar dileğiyle…

 

 



Bu yazı 1784 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI