Bugun...


tekinözgül

facebook-paylas
BAŞARI "ABİDE" MİZ BU KADAR
Tarih: 08-07-2019 14:31:00 Güncelleme: 08-07-2019 14:31:00


İnsanın varoluşundan bu güne denk eğitim öğretim meselesi insan oğlunun en önemli meselelerinden olmuştur. Ülkemizde de  eğitimin kalitesini artırmaya dönük çok farklı yollar denenmiş hala da denenmeye devam etmektedir. Bu bağlamada öğretmen yetiştirme, müfredat yenileme, eğitim sürelerinin yeniden güncellenmesi vb çalışmalar sürekli devam etmektedir. Yapılan çalışmaların hepsi eğitimin kalitesini artırmaya dönük olmasından dolayı bakanlıkta ara ara başarıyı ölçme ve değerlendirme çalışmaları da yapmaktadır. Bunlardan birisi de Milli Eğitim Bakanlığı'nın her üç yılda bir 4. ve 8. sınıf öğrencileri üzerinde yaptığı Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi (ABİDE) araştırması çalışmasıdır.

 

Milli Eğitim Bakanlığı daha yeni 2019 yılı ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) araştırma raporunu yayımlandı. Bakanlığımız yapmış olduğu araştırmada 4. sınıf ve 8. sınıf öğrencilerinin 5 alanda yeterlik düzeyi ölçüldü. Raporu değerlendirdiğimizde maalesef iyi bir netice görünmemektedir.

 

Araştırma sonucunda;

8. sınıf öğrencilerinin Türkçe bilgisinin yüzde 1,6'sının temel altı, yüzde 23,5'inin temel, yüzde 41'inin orta düzeyde olduğu;

Matematik testinde, öğrencilerin yüzde 16,4'ünün temel altı düzeyde, yüzde 36,6'sının matematik bilgisinin temel düzeyde olduğu;

Fen bilimleri testinde, öğrencilerin yüzde 9,4'ünün temel altı düzeyde kalırken, yüzde 30,4'ünün temel düzeyde olduğu;

Sosyal bilgiler testinde ise yüzde 20,5'inin temel düzeyde olduğu belirlendi.

4. sınıf öğrencileri ise, Türkçede öğrencilerin yüzde 27,9'unun temel altı ve temel düzeyde. Matematik alanında, öğrencilerin yüzde 14,2'sinin temel altı, yüzde 25,7'sinin temel düzeyde başarılı olduğu saptandı.

 

Verilere göre, 4 temel derste de kız öğrenciler erkek öğrencilere göre daha başarılı olduğu, dört temel derste de Batı Anadolu ve İstanbul’un başarılı olduğu görüldü. Araştırmada, kendisine ait odası, bilgisayarı olan öğrencilerle, evinde çok kitap bulunan öğrencilerin başarılarının diğerlerine göre yüksek olduğu belirlendi. Fakat verilere göre, öğrencilerin yüzde 42,3'nün bir haftalık süre içinde kitap okumaya 1 saatten daha az zaman ayırdıkları da saptandı.

Aile baskısının öğrencilerin akademik becerilerini olumsuz yönde etkilediği belirlendi. Okul türlerine göre akademik başarı düzeyleri de belirlendi. Buna göre; özel ortaokulların akademik başarı bakımından genel ortaokulları ve imam hatip ortaokullarına göre daha başarılı olduğu bulgularına ulaşıldı.

 

Sonuç olarak çocuklarımızın başarı düzeyinin düşük olduğu bir araştırma sonucu ile de tasdik edilmiş oldu.

Zorunlu eğitim sürecini 3 yıldan 5 yıla çıkardık olmadı, daha sonra 5 yıldan 8 yıla çıkardık yine olmadı. Son olarak zorunlu eğitim süreci 12 yıl oldu.Üstüne üstlük bütün sınıfları internet ağlarıyla donattık, sınıflara akıllı tahtalar koyduk hatta çocukların ellerine bilgisayarlar, tabletler verdik yine olmadı.Müfredat değişikliği, ücretsiz kitaplar sınırsız fiber optik internetler hiç olmadı. Ne yaparsak yapalım dünya ölçeğinde akademik başarıyı yakalayamıyoruz. Neticede bizim çocuklarımız başarısız. Simdi asıl sorulması gereken soru şu " Bizim çocuklarımız neden başarısız? Öncelikle sorunu doğru teşhis etmemiz ve bu soruna ilişkin doğru çözüm yolları önermemiz gerekir.

 

Her zaman söylediğimiz klasikleşmiş bir sözü bir daha tekrarlayalım. Eğitim sürecinde çocuğun başarısını etkileyen üç unsur vardır.  Okul, aile ve çocuğun içinde bulunduğu çevre. Bu savdan yola çıkarak baktığımızda çocukların akademik başarısında etkili olan üç faktörden ikisi okul dışı faktörlerle ilişkilidir. Yani aile ve çevre. Çocuğun ailesi, ailenin ekonomik durumu, anne-babanın eğitim ve kültür düzeyi, ailede okunan kitap sayısı gibi değişkenler, öğrenci başarısını etkiler.

 

Asıl önemli mesele de zorunlu eğitim adı altında herkesin okul ortamında tutulduğu, okulda uygulanan ders programlarının ağır, ders süresinin uzun, özel ders ve kurslarla çocukların yaşam alanlarının katledildiği bir sistemde akademik başarının düşük olması normaldir. Okul çağındaki herkesi okul ortamında tutmakla ve okulda başarıyı artırmak için çok fazla ders yapmakla akademik başarı arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Günümüzde ilkokullarda okuma yazmayı öğrenemeden ortaokula başlayan, hatta lise öğrenimini de tamamlayıp mezun olan onlarca öğrenciden söz etmek mümkün. Üzülerek belirtmek gerekir ki bazı liselerimiz bünyesinde okuma yazma kursu dahi açmaktadır. Böyle olunca da akıllara nitelik mi, nicelik mi sorusu gelmektedir. İstatistik neticelerini değerlendirdiğimizde ülkemizde okuryazar oranı %100 olmuş orta okul ve lise bitirme oranları aşırı derecede artmış bir tabloyla karşı karşıyayız. Hatta sınavsız geçişler sayesinde yüksek okul bitiren insan sayımız bile arttı. Bu madalyonun diğer yüzü bir diğer yüzü ise bakanlığın açıkladığı ABİDE raporunda olduğu gibi okuma yazma bilmeyen dört işlem becerilerini dahi kavrayamamış mezun öğrenciler.

 

Hal böyle iken temel becerileri kazanamamış, okuduğunu anlayamayan, sayılar arasındaki ilişkiyi kuramayan, problem çözemeyen çocuklara STEM eğitimi, kodlama eğitimi vermeye kalkışmak ne kadar doğru?

 

Ailelerimizin durumu çocuğun başarısını doğrudan etkiler. Özellikle dede ve nine gibi büyüklerin yer aldığı geniş ailelerin yerini günümüzde anne baba ve kardeşten oluşan çekirdek aileler aldı. Karakter gelişiminin, büyüme ve olgunlaşmanın şekillenmeye başladığı aile ortamında aile bireylerinin rol model olma cihetinden tutum ve tavırları çok önem arz etmektedir. Çocuk eğitimi ailede ne kadar sağlıklı olursa okuldaki eğitim süreci de sağlıklı yürür.Büyük ailelerde dede ve nineler özellikle eğitimin terbiye verme noktasında daha etkili olmakta idi. Çekirdek ailelerde anne ve babanın da çalıştığı düşünüldüğünde bu işi bakıcılar yüklenmekte o da sağlıklı olamamaktadır. daha vahimi ise iş dönüşü aile bireylerinin çocuklara zaman ayır(a)maması tv, internet vb araçların hemen devreye girip çocuğu esir alması çocuğun gelişme sürecini kötü etkilemektedir. Çocuğun yaşadığı çevreyi derseniz hepten içler acısı. Çoğu okuldan alıkoyan ne varsa sokakta var. Önceden sokaklar daha kontrollü ve güvenli idi. Çocuklar komşuların ve diğer büyüklerin kontrolü altında idi. Şimdi kimse kimsenin bırak çocuğuna kedisine bile karışamıyor.

Öğretmen yetiştirme süreci zaten sorunlu. Öğretmen istihdamı süreci zaten yetersiz böyle bir süreçte kısa vadede başarı artar mı? Öğrenci başarısı üzerinde en etkili olan faktörlerden birisi de öğretmen faktörüdür. Yeterli ve yetkin öğretim üyesi olmayan, alt yapısı eksik, programı kifayetsiz eğitim fakültelerinden mezun olan öğretmenlerle akademik başarı artmıyor. Hele de öğretmenlerin bu kadar siyasallaştığı, sivil toplum örgütü adı altında kadrolaştığı bir yapıda akademik başarı hiç artmaz.  

 

Test tekniğinin yaygın, tv izleme oranının yüksek, dizi filmlerinin revaçta olduğu, sosyal medya araçlarının kullanım oranının fazla olduğu bir ülkede akademik başarı artar mı? Zaten toplum olarak okulu diploma alma merkezi olarak kabul edip, okulu bitirdikten sonra eksiklerimizi giderip meslek sahibi olabilmek için uğraşıyoruz.

 

Sonuç olarak eğitim sistemlerinin başarısını belirleyen en önemli faktör toplumsal yapıdır. Eğitim sistemleri birleşik kaplara benzer. Kaplardan birindeki bir birimlik değişme diğerini de etkiler. Bu sebeple toplumsal yapıda değişme yaratamadığımız, anne-babanın eğitim düzeyini, kültür düzeyini artıramadığımız, kitap okuma düzeyini üst düzeye çıkaramadığımız, eğitimi başat değer yapamadığımız, aile eğitiminin nicel-nitel olarak seviyesini artıramadığımız süreçte eğitimsel tüm faaliyetlere dezavantajlı başladığımız bir gerçektir.

 

Eğitim sisteminde teknolojiye yatırımdan önce öğretmen ve aile eğitimi ve sürekli öğretmen eğitimini gündemde tutmamız gerekir. Aile ve öğretmene üst düzeyde yatırım yapılması gerekir. Bu yatırım öğretmenin eğitimi kadar sosyal statüsü, seçilmesi ve istihdam süreçlerini de kapsar nitelikte olmasını gerektirir. Hayat boyu öğrenme, bir toplumda üst düzeye çıkarılamamışsa, öğrenme bir kültür haline dönüşmemişse, öğrenme okulla ve sınıfla sınırlandırılmışsa PISA, TIMSS ve ABİDE sonuçları birbirine benzer sonuçları vermekten başka bir anlam taşımayacaktır. Türk eğitim sisteminin hedef ve istikrar sorunu acil olarak çözülmelidir. Finlandiya’nın akademik başarısını sağlayan faktörlerin çoğu Türkiye’de uygulanmıştır ve başarısız olmuştur. Başarısız olmasının temel nedeni istikrarsız yapıdır. Finlandiya az ödev veren ve az ders yapan ülkedir ve başarılıdır. Güney Kore çok ders yapan, çok ödev veren ülkedir ve başarılıdır. Hangi sistemi uygularsanız uygulayın başat değer istikrar kavramı ile bağlantılıdır.

 

ABD’de bir profesör elinde bir kutu ve fare ile sınıfa gelir ve fareyi kutunun içinde koyup etrafını bantla kapatır. Bu kutuya dokunmayın der. Üç gün sonra derse gelir kutuyu açar farenin öldüğü görülür. Profesör kutunun kenarlarını keser ve iç kısmını öğrencilere gösterir. Fare kutunun tüm yüzeylerini tırmalamış ve çıkamayacağını anlayınca çaresizlik içinde ölmüştür. Profesör elindeki kumpasla, farenin tırmaladığı alanların derinliğini ölçer ve tahtaya inç olarak yazar ve toplamı metrik sisteme dönüştürür. Sonuç çok ilginçtir. Fare sürekli bir alanı tırmalasaymış, defalarca kutudan çıkabilirmiş. Başarının altında istikrar vardır. En sorunlu sistemlerde bile istikrar başarı getirebilir. Öğrenci başarısında en etkili unsur şüphesiz ailedir. Ailede ve eğitim süreçlerinde istikrarı sağlayabilirsek, milli ve manevi değerlerin ışığında bir eğitim modeli oluşturabilirsek o zaman başarıyı sağlayabiliriz.



Bu yazı 969 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI