Bugun...


tekinözgül

facebook-paylas
ÖNCE TÜRKÇE
Tarih: 30-04-2019 19:30:00 Güncelleme: 30-04-2019 19:30:00


Dil varlığın evidir. İnsan varlığın evinde oturur. Düşünce üretenler ve kelimelerle bir şeyler oluşturanlar bu evin muhafızları olan kişilerdir. Dil bir insan topluluğuna, millete özgü olan o topluluktaki bireylerin duygu ve düşüncelerini anlatmak ve birbirleriyle iletişim kurmak için kullandıkları sesli ve bazen da yazılı göstergeler dizgesidir. Necip Fazıl’ın deyimiyle “Dil kainatın kalbimize nakşettiği plandır.” Çok eskilerden bir örnek verecek olursak Yusuf Has Hacib’e göre “Anlayış ve bilgiye tercüman olan dildir.

 

Milli Eğitim Bakanlığı da bu anlayış ile TRT Genel Müdürlüğünce, haber spikerleriyle iş birliği yaparak öğretmenlere yönelik Türkçenin kullanımı ve diksiyon eğitimlerini içeren 'Önce Türkçe Projesi' başlattı. Öğretmenlerin dilimizi güzel konuşması gerektiğinin önemine binaen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 'Öğretmenlerimizin Türkçeyi daha iyi kullanmaları konusunda ne tür desteğe ihtiyaçları varsa biz buradayız, öğretmenlerimizin hizmetindeyiz' dedi.  Bakan Selçuk;"Türkçe bizim dil bayrağımız, Türkçe bizim ana sütümüz. Her birinizin Türkçeyi daha güzel kullanma konusunda bir ömür vakfetse bile alacağı mesafe var." dedi.

 

Malum olduğu üzere Çocukta dil gelişimi hem olgunlaşmaya hem de öğrenmeye bağlıdır. Bu gelişimde anne babanın yanında kitaplar, öğretmenler ve arkadaş grupları da etkili olur. Okul ortamının çocukta olumlu bir dil gelişimi doğurabilmesi için çocuğun ruhen ve zihnen okula hazır olması gerekir. Konuşma eğitiminin temeli çocuklukta atılır. Okul ise yanlışlıkları düzeltip temeli sağlamlaştırmak ve yeni şeyler katmak görevini yerine getirir. Dil, çocuğu ben duygusundan uzaklaştırıp onu sosyal bir varlık yapar. Toplum, dil sayesinde benlik, kimlik ve kişilik kazanır. İşte tam bu noktada öğretmenlere çok büyük vazife düşmektedir. Çünkü öğretmen eğitimim bel kemiği, çocuk için anne ve babadan sonraki en önemli rol modeldir.

 

Bu anlayışla Bakan Selçuk, projenin tanıtım toplantısındaki konuşmasına, "Sözün ustaları burada. Her bir kelimeyi nasıl konuşacağım konusunda hiç bu kadar tedirgin olmamıştım." diyerek başladı. Projenin adının "Önce Türkçe" olarak belirlenmesine ilişkin Bakan Selçuk, "Biz temenni makamı değiliz, biz 'keşke' makamı değiliz, biz icraat makamıyız ve Türkçemizi korumak ve Türkçemize gereken saygıyı gösterme konusunda yapılması gereken ne varsa bunların hepsine adanmışlık seviyesinde bir yaklaşımımız var. 'Önce Türkçe' derken bütün çocuklarımızdan, doğmamış çocuklarımızdan söz ettiğimizin farkındayız. Geçmişimizden, şimdimizden ve geleceğimizden söz ettiğimizin farkındayız." değerlendirmesinde bulundu. Ahmet Amiş Efendi'nin "Hem güzel söz deyiniz hem de sözü güzel söyleyiniz. Çünkü söz vücut bulur." sözlerini aktaran Selçuk, vücut bulan sözün varlığı ile de ilgilenmek gerektiğini vurguladı.

 

Öğretmenlerin doğru, arı ve güzel bir Türkçe ile konuşması güzel düşündüğünün, ve işini güzel yapacağının göstergesidir. Çünkü dil, düşüncenin ürünüdür, kültür ise bir düşünce mahsulüdür. Düşünce dil ile ifade edilir.; dil düşüncenin üretilmesinin ve paylaşılmasının aracıdır. Güzel etkili ve doğru konuşmak ve yazmak için hem düşüncedeki kusurların hem de dile ait yanlışların giderilmiş olması gerekir. Onun için rol model konumundaki öğretmen patavatsız, geveze ve yalancı, pot kıran, çam deviren, lüzumsuz, boşboğaz olarak suçlanmamak için dile ait birikimlerini artırmaları ve sözün demini bilip keminden kaçınacak kadar dile hâkim olmaları gerekir. Hepimiz biliyoruz ki Türkçe Türk kültürünü yeni kuşaklara aktarmada bir köprü vazifesi görmektedir.

"Önce Türkçe Projesi'nin aslında bir işaret fişeği olduğunu da müjdelemek isterim." ifadesini kullanan Selçuk, şöyle devam etti:

"Cumhuriyet tarihinde üç kere teşebbüs edilmesine rağmen henüz gerçekleştirilemeyen Türkçenin Söz Varlığı Projesi'nin yaklaşık bir yıl içinde tamamlanması konusunda da hedeflerimiz var. Bu yılın ekim ayı içinde birinci fazını paylaşacağımız Söz Varlığı Projesi ile bütün çocuklarımızın hangi kelimeleri, hangi yaşta ne şekilde kullanacağı, kitaplarda, yayınlarda bu kelimelerin yer almasının uygun olacağı öğretmenlerimiz, velilerimiz ve toplumun tüm fertleri için kelimelerin ne şekilde kullanılacağı konusunda çok kapsamlı bir projeden söz ediyoruz. Yaklaşık 100 kişinin üzerinde bir uzman grubunun çalıştığı bir proje bu." Türkçenin, uygarlığın kilit taşı olduğuna işaret eden Selçuk, "Çünkü kültürümüzün taşıyıcısı. Dil olmadan düşünce olmaz, düşünce olmadan kültür olmaz, kültür olmadan medeniyet olmaz. Dolayısıyla insan ve insanlık olmaz. Çünkü bizim Türkçe ile insanlığa yaptığımız katkıyı da bir kenarda tutmakta yarar var." diye konuştu. TRT Genel Müdür Yardımcısı Erkan Durdu ise eğitim süreçlerinde gençlerin daha çok dilin tadını hissetmesi gerektiğine işaret etti.

 

Bugün sosyal medya mecralarında dilimiz büyük bir tahribat ile yüz yüze. Herkes de bu tehlikenin kurbanı yer yaştan, her meslekten insan sosyal medyanın diline esir olmuş durumda. Ne yazık ki bu denetlenemez alanda sadece biz değil bütün anlam dünyamız da ağır yaralar alıyor. Sadece günlük dilimiz değil edebiyatımız, felsefemiz, düşüncemiz de tehdit altında. Topluma hitap eden söz alanlar başta olmak üzere her bir cümlemize söz dağarcığımıza özen göstermek en önemli meselemiz haline gelmiştir. Hiçbirimiz, dili eğip bükme, keyfimize göre kullanma bozma, argo ile tahrip etme hakkına sahip değiliz. Bizi bulunduğumuz yerden yükseğe taşıyacak olan dildir." Medeniyet iddiası taşıyan bir öğretmen, bir yazar, bir sunucu ya da toplumla konuşan herhangi bir insan her şeyden önce diline sahip çıkmalıdır. Öğretmenlerin belki de en çok özen göstermesi gerektiği husus, ana sütü gibi temiz olan dilimize sahip çıkmak olmalıdır. Şurası da bilinmeli ki dilin düzeyini düşürmek isteyenlere karşı hep birlikte direnç gösterilmesi gerekir. "Ancak çare, yine büyük oranda öğretmenlerin elindedir. Çocukları yetiştirirken çocukla sürekli iletişim içinde olan öğretmenlere çok büyük sorumluluk düşmektedir.

 

Yavuz Bülent Bakiler de,Türkçenin yıpratıldığına vurgu yaparak şöyle diyor. "Ana sütü gibi ak ve temiz olan Türkçemizi –sal’a bindirdik -sel’e verdik. Yarın bir gün basınsal, gazetesel, okulsal, hükümetsel, parlamentosal, marketsel, sal sal da sal...vb uydurma kaydırma kelimelerle karşılaşmayacağımızın garantisi var mı?

 

Hülasa güzel konuşan güzel düşünen öğretmenlerin yetiştireceği bir gençlik arzuluyorum; her şeyiyle varlığının mazisinin, âtisinin farkına varmış bir gençlik. Üstâd Necip Fazıl’ın deyimiyle:  “Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün “dikey” leri “yatay” hale getirecek bir nidâ koparacak “Mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...”

 

Bize bir Karamanoğlu Mehmet lâzım. Hatırlayalım, Asırlarca evvel 13 Mayıs 1277’de ne demişti o büyük devlet adamı: “Şimdiden gayrı hiç kimse ne kapuda ve divanda ve mecalis ve seyranda Türk dilinden gayrı dil söylemeye.”



Bu yazı 1278 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
Henüz anket oluşturulmamış.
YUKARI